Site Loader
Sharenting

SOSYAL MEDYA ANNELİĞİNİN KARANLIK YÜZÜ

Sıcak bir yaz öğleden sonrasında, parkta oynayan çocukların neşeli kahkahaları yükselirken, bir köşede bir anne telefonuna odaklanmış durumda. Gözü, çocuğunun salıncaktaki gülüşünü en iyi açıyla yakalamakta. Amaç, sadece bir anıyı ölümsüzleştirmek değil; aynı zamanda Instagram hesabına yeni bir “beğeni” ve belki de birkaç yeni takipçi daha kazandırmak. Bu manzara, günümüz sosyal medya çağında giderek yaygınlaşan ve “sharenting” olarak adlandırılan bir olgunun yansıması. Ebeveynlerin çocuklarının hayatlarını çevrimiçi platformlarda paylaşması. Ancak, bazı anneler için bu paylaşım, takipçi sayısını artırma ve kişisel marka oluşturma amacına hizmet etmeye başladığında, durum rahatsız edici bir boyut kazanıyor. Ebeveynlerin çocuklarının fotoğraflarını sosyal medyada paylaşma eğilimi, modern ebeveynliğin bir parçası haline gelmiştir. Ancak, yapay zeka teknolojilerindeki hızlı ilerlemeler, bu masum görünen eylemlerin beklenmedik ve son derece tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.

Sosyal medya, pek çok insan için bağlantı kurma, ilham alma ve hatta bir gelir kaynağı yaratma platformu haline geldi. Özellikle anneler arasında, hamilelikten itibaren başlayan ve çocukların büyüme süreçlerini adım adım paylaşarak geniş kitlelere ulaşan “anne blogger” veya “anne influencer” figürleri popülerleşti. Bu durumun bazı olumlu yanları yok değil. Destekleyici topluluklar oluşabiliyor, bilgi alışverişi yapılabiliyor ve bazı anneler bu platformlar üzerinden gelir elde edebiliyor. Ancak, madalyonun bir de karanlık yüzü var: çocuklarının mahremiyetini ve refahını ikinci plana atarak, takipçi sayısını artırma hırsıyla hareket eden anneler.

Bu anneler için çocuklarının her anı, potansiyel bir içerik malzemesi haline geliyor. İlk adımları, tuvalet eğitimleri, okul gösterileri, hatta özel anları bile, özenle seçilmiş filtreler ve etkileyici başlıklarla sosyal medyada sergileniyor. Amaç, o anın doğal güzelliğini paylaşmak mı, yoksa daha fazla beğeni ve yorum almak mı? Çoğu zaman, cevap ikincisi oluyor. Çocuklarının masumiyetini ve savunmasızlığını kullanarak, duygusal tepkiler yaratmayı ve böylece etkileşim oranlarını yükseltmeyi hedefliyorlar.

Bu davranış birçok riski de beraberinde getiriyor. En başta; çocukların henüz reşit olmadan ve kendi rızalarını veremeyecekleri bir yaşta, sürekli olarak fotoğraflarının ve özel bilgilerinin geniş kitlelerle paylaşılması, onların mahremiyet haklarının ciddi bir ihlali yer alıyor. Çocukların büyüdüklerinde bu dijital ayak iziyle nasıl başa çıkacakları meçhul. Bir diğer önemli tehlike ise Sömürü riski: Çocukların masumiyetini ve savunmasızlığını ön plana çıkaran içerikler, pedofiller ve diğer kötü niyetli kişiler için çekici hale gelebiliyor. Paylaşılan detaylar, çocukların hedef alınma riskini artırmaktadır. Yapay sinir ağları kullanılarak üretilen sentetik çocuk fotoğraflarının çocuk istismarı materyali olarak kullanılması, dijital çağın en karanlık yüzlerinden biridir.

Elbette, her ebeveynin sosyal medyayı kullanım amacı farklıdır ve bazı paylaşımlar tamamen iyi niyetli olabilir. Ancak, takipçi sayısını artırmak ve sosyal medya popülerliği elde etmek için çocuklarını araçsallaştıran annelerin davranışları etik sınırları aşmaktadır. Çocukların çıkarları ve mahremiyetleri, sanal beğenilerden ve takipçi sayılarından çok daha önemlidir.

Parkta salıncakta gülen o çocuğun gelecekte nasıl bir dijital ayak izine sahip olacağını kim bilebilir? Belki de o anne, o anın büyüsünü sadece kendi kalbinde saklamayı ve çocuğunun mahremiyetini korumayı tercih etse, en doğru Beğeni’yi zaten kazanmış olurdu. Unutmayalım ki, en değerli anılar, ekranlarda değil, kalplerde yaşanır ve çocukların en çok ihtiyacı olan şey, sosyal medya takipçileri değil, sevgi dolu ve koruyucu ebeveynlerdir.

Kişisel Verilerime Dokunmayın

Kamu Spotu Niyetine

Post Author: admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir